
|
|
ÇANAKKALEDE TURİZM
|
|
|
ÇANAKKALE'DE TURİZM
Linktir açarak Çanakkalede Turizmi okuyabilir DVD.de seyredebilirsiniz.
ÇANAKKALE'NİN TARİHÇESİ
Eski çağlarda Hellespontos ve Dardanel olarak anılan Çanakkale M.Ö. 3000 yılından beri yerleşim alanı niteliğini korumuştur. Erken Bronz Dönemi’nden bu yana önemli bir yerleşim merkezi olan Çanakkale; Çanakkale Boğazı sayesinde Anadolu ile Avrupa ve Akdeniz ile Karadeniz arasındaki bağlantıyı sağlayan iki geçit bölgesinden biridir. Bu özelliği nedeniyle oldukça zengin bir tarihi vardır.Yörede yaşayan topluluklara ekonomik ve askeri üstünlük sağlamış, onlar da uygarlık alanında çağdaşlarını geçmişlerdir. Ancak bu durum, yöreyi çeşitli göç ve istila hareketlerinin hedefi yapmıştır. Değişik tarihlerde yerleşmek yada yağmalamak amacıyla bölgeye gelenler olmuş, her iki durumda belirli kültür alışverişini yoğunlaştırmıştır. Bu kültürel yoğrulma, yüzyıllar boyu kesintilerle sürmüş, bunun sonucu oldukça renkli bir kültür mozayiği ortaya çıkmıştır. Boğazın en dar yerinde Fatih Sultan Mehmet döneminde Rumeli yakasında Sestos dolaylarında Kilitbahir, Anadolu yakasında Abydos dolaylarında Sultaniye (Kale-i Sultaniye) yada Çanak Kalesi adı ile anılan kaleler yapılmıştır. Bugünkü Çanakkale İli’nin adı Anadolu yakasındaki Çanak Kalesinden gelmektedir. Yörenin en eski halkı Beşiktepe ve Kumtepe yerleşmelerinden bilinen Kalkolitik Dönemin yerli halkıdır. Bunları, İ.Ö. 3000’lerden 1200’lere kadar herhangi bir dış etki altında kalmadan yaşamlarını sürdüren Troya halkı izler. Bundan sonra sırasıyla Troya Savaşları ile Akalar, Ege göçleri ile çeşitli kavimler gelmiştir. En son olarak Sicilyalı Komutan Roger De Flor’un ölümüyle buyruğundaki Katalonyalılar bir süre etkinliklerini sürdürseler de, daha sonra Türkler’le yaptıkları bir anlaşma gereği, Çanakkale ve yöresini Türk Beylerine bırakmışlardır. M.Ö. 3000 yılında kurulan I. Troia, M.Ö. 2500 yıllarında bir depremle yıkılmıştır. Bundan önce de yörede eski yerleşmelerin bulunduğu bilinmektedir. Dardanos kentinin I. Troia'dan önce kurulduğu düşünülmektedir. Kuruluş önceliği 100-150 yıl kadardır. M.Ö. 1200'lerde kuzeyden gelen "Deniz Kavimleri"nin göçü ile bölgede ve Anadolu'da yazılı tarih açısından karanlık dönem başlamıştır. Bölge, M.Ö. 7. yüzyılda Batı Anadolu'da büyük bir güç haline gelen Lydia Krallığı'nın egemenliğine girmiş, M.Ö. 5. yüzyılda Perslerin gelmesiyle, Pers etkisi artmaya başlamış, M.Ö. 386 yılında Persler ve Spartalûar arasında yapılan "Kral Barışı" ile bölgede kesin olarak Pers egemenliği sağlanmıştır. M.Ö. 334'te Makedonya Kralı Büyük İskender'in Pers ordusunu Biga Çayı (Granikos) yakınlarında bozguna uğratmasıyla Anadolu'da Pers hakimiyeti gerilemeye başlamıştır.İskender'in Ölümünden sonra İskender'in komutanları bölgede iktidar mücadelesine girişmişlerdir. Bergama Krallığı'nın hakimiyeti ve Galat istilaları döneminden sonra, Roma'nın bölgedeki hakimiyet kurma çabaları sırasında Diktatör Sulla, Gelibolu'ya kadar gelmiştir. Bölge, Roma ve Bizans dönemlerinde limanlarıyla da önem kazanmıştır. Osmanlıların Akdeniz'de egemenlik kurma istekleri, onları Balkan Yanmadası'ndaki fetihlere, Gelibolu ve yöresinden başlamaya yöneltmiştir. Gelibolu'da bir tersanenin kurulmasıyla birlikte Çanakkale'deki Osmalı egemenliği daha da artmıştır. Boğazın Önemi Çanakkale Savaşları'nda (1. Dünya Savaşı'nda) bir kez daha gündeme gelmiş ve düşman donanması 18 Mart 1915 tarihinde bozguna uğratılmıştır
COĞRAFYASI
Çanakkale Türkiye'nin kuzeybatısında Avrupa ve Asya kıtalarını birbirinden ayıran ve kendi adını taşıyan Boğaz'ın iki yakasında kurulmuştur.Çanakkale'nin doğusunda ve güneydoğusunda Balıkesir, batısında Ege Denizi kuzeybatısında Edirne, kuzeyinde Tekirdağ ve Marmara Denizi bulunmaktadır.Ege ve Marmara Bölgesinde toprakları bulunan ilin yüzölçümü 9737 kilometrekare,kıyı uzunlukluğu 671 kilometredir.Konumu gereği Akdeniz ve Karadeniz iklimi arasında geçiş iklimi gösterir.Yağışlar genelde bahar ve kış aylarında görülür
NÜFUSU
Çanakkale’nin toplam nüfusu, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre 464.975’tir. Toplam nüfusun 215.571’i il merkezi ve ilçe merkezlerinde, 249.404’ü köylerde yaşamaktadır. Nüfus yoğunluğu ise 48’dir. 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı Sonuçlarına göre Çanakkale'nin şehir nüfusu 215.571, köy nüfusu 249.404 genel nüfusu da 464.975'dir.
EKONOMİK YAPISI
İl ekonomisinde tarım en önemli faaliyet olmakla beraber son yıllarda tarıma dayalı sanayi kolları gelişme göstermekte ve buna bağlı olarak ekonomide sanayinin payı artmaktadır.2000 yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre istihdam edilen nüfusun 133.140’ı tarım, 21.839’u sanayi, 8.470’i inşaat ve 73.563’ü de hizmetler sektöründe çalışmaktadır. İldeki işsizlik oranı ise %3.6'dır .İl yüzölçümünün % 54'ünü ormanlar, % 34'ünü tarım yapılan arazi, % 5'ini çayır ve meralar, % 7'sini kültür dışı araziler kaplamaktadır. Tarım arazisinin % 81' i tarla arazisi, % 6'sı sebze, % 2'si meyve, % 2'si bağ, % 8'i zeytinliktir. İlin toplam tarım alanı 330.337 Ha. olup, 120.000 Ha. sulanabilir arazidir. Toplam 60.711 ha.(% 50,6) alan sulanmakta olup, bu sulamanın 39.457 ha.(% 65) alanı devlet tarafından gerçekleştirilmektedir.Yetiştirilen tarım ürünleri arasında en önemli yeri gerek oransal olarak gerekse de ekim sahası olarak hububat almaktadır.
ASSOS
Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale köyündedir. İ.Ö.VII.yy.’da Midilli’den gelen Methymnalılar’ın kurduğu sanılmaktadır. Hem denize, hem de karaya egemen bir tepeye kurulan Akropol, 3 km. uzunluğundadır. Birbirinden ayrı biçimlerde yapılmış kapıları ilginçtir. En yüksek yerine kurulu Athena Tapınağı, dönemin resmi yapılarının yer aldığı Agora,kürsü,heykeller ve küçük anıtsal yapılardan oluşan Bouleterion (Meclis), maalesef günümüze ulaşamayan Gymnasium,Tiyatro,Stoa ve Hellenistik- Roma dönemlerinden Nekropol,Akropol’un en önemli bölümleridir. Ayvacık İlçesi’nde ayrıca; Gülpınar Bahçeleriçi kesiminde Cyryse, Anadolu’daki, sütunları figürlü tanburlarla süslü üç tapınaktan biri olan Apollo Simintheus Tapınağı (Diğerleri Ddyma Apollo ve Efes Artemis Tapınağı), Homeros’un İlyada Destanı’nda adı geçen Adatepe Zeus Sunağı,Gülpınar Bucağı’ndaki roma köprüsü,Babakale’deki XVII.yy.’da Kaymak Mustafa Paşa tarafından yaptırılan Babakale camii, Assos yıkıntıları yakınında yüksek bir tepeye yapılan Behramkale Köyü Hüdavendigar Camii ve Tuzla Çayı üstüne kurulu yerel taşlardan yapılı Behramkale Köprüsü görülmeye değer eserlerdir. M.Ö.Vll . yüzyılda kurulan ve Aristo'nun Mantık Okulunu açtığı Assos Kenti Örenyeri'ne Çanakkale'den her zaman araç bulunmaktadır.
TROIA ANTİK KENTİ
Merkeze bağlı İntepe beldesine bağlı Tevfikiye köyü yakınında, Çanakkale'ye 30 km.uzaklıktadır. İki kıta arasında ticaret yolu üzerinde yer alan bu antik yerleşim, tarihte birçok doğal afet ve savaşla karşılaşmıştır. Hisarlık Höyüğü'nde yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda 9 yerleşim evresinin varlığı tespit edilmiştir.İlk yerleşim M .0. 3. bine değin uzanmakta ve birbirini izleyen uygarlıklar Roma dönemine kadar devam etmektedir. Günümüzden beş bin yıl önce kurulduğu üşünülen kent, yaklaşık 3500 yıl boyunca önemli bir yerleşim merkezi olmuştur. St. Paul, Troia'yı iki kez ziyaret etmiş ve Assos'a yapacağı üçüncü misyonerlik yolculuğuna yine buradan başlamıştır. M.Ö. 3000-2500 yıllarına tarihlenen Troia 1 Erken, Orta, Geç Troia 1 olarak incelenir. Büyük ölçüde restore edilenTroia I surlarının kent kapısının doğu kulesi iyi durumdadır. Bir portikosu, büyük bir oda ve odanın ortasındaki ocağı olan uzun, dar bir yapı olan ev, bilinen en eski megaronlardan biridir. Bu dönem mimarisinde balıksırtı şeklinde Örülmüş duvarlar görülmektedir. Henüz çark kullanılmamakla birlikte bakır aletler kullanılmıştır. Troia II, birbiri üzerine yedi kattan oluşan üç ana evresiyle IIa, Ilb, IIc olarak tanımlanır. Her birinin yeni bir sur duvarı vardır. Bu dönemde çark kullanılmaya başlanmıştır. Troia IV ile V, M.Ö. 2200-1800'e tarihlenir. Bu dönemden ev ve duvar kalıntıları bulunmaktadır. Erken Helas seramiği buluntuları bu dönemde Troia'nın Yunanistan'la ilişkisi olduğunu kesinleştirmiştir. Altın, gümüş, elektrondan yapılmış süs eşyaları ve kap kaçak Toria IV'te ele geçmiştir. İthal malı Miken kapları ile Kıbrıs kapları, hem Troia Vl'da hem de Virde vardır. Büyük bir yangınla sona eren Vlla tabakası Troia savaşlarının gerçekleştiği Priamos'un Troia'sı olmalıdır. Mitolojiye göre Paris'in güzel Helen'i kaçırmasıyla başlayan Troia savaşları yıllarca sürmüştür. Troia VIII tabakasına ait en eski buluntu M.O. 7. yüzyıldan eskiye gitmemektedir. Bu nedenle Vllb 2 evresinden sonra kentin terk edildiği veya çok ufak bir yerleşme halinde 7. yüzyıla kadar sürdüğü düşünülebilir. Troia VIH'de ise, iki altar ile Athena Tapınağına ait kalıntılar bulunmuştur. Troia IX'a (Roma devri) ait bouleuterion, tiyatro, tiyatronun önündeki mozaik döşemeli yapı kalıntısı dikkati çekmektedir.
GELİBOLU YARIMADASI TARİHİ MİLLİ PARKI
33.000 Hektarlık alan üzerine kurulan bölge 1973 yılında Milli Park ilan edilmiştir. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, ilin en önemli gezi yerlerinden birisidir. Parkın kara sınırlarını Gelibolu Yarımadası’nın Saroz Körfezinden Ece Limanı ile Çanakkale Boğazı’nda yer alan Akbaş İskelesi arasında çizilecek bir hat oluşturur. Seddülbahir Köyü çevresinde Tekke ve Hisarcık Burunları, Ertuğrul, Morto, İkizkoyları, Alçıtepe, Kerevizdere, Zığındere ile kuzeydoğuda yer alan Arıburnu, Conkbayırı, Kocaçimen, Kanlısırt, Anafartalar ve Suvla koyları, savaşın cereyan ettiği başlıca alanlardır. Çanakkale Savaşları sırasında büyük cesaret gösteren şehit olan birlikler ve şahıslar adına bugün Gelibolu Yarımadası’nda çok sayıda şehitlik vardır. Her biri ayrı bir kahramanlık örneği olan bu şehitliklerin en önemlisi Morto Koyu’ nda, Hisarlık Tepe üzerinde tüm şehitlerimizin anısına dikilen Şehitler Adxbidesidir. Tarihi Milli Park içersinde muhtelif yerlerde 37 adet Türk anıt,kitabe ve şehitliği, İngiliz, Fransız, Avustralya ve Yeni Zelanda ülkelerine ait 33 adet anıt ve mezarlık bulunmaktadır.
DİĞER TARİHİ VE TURİSTİK YERLER
Çanakkale'ye gelindiğinde; Hamaxıtos, Alexandria Troas, Sankrea, Dardanol Tümülüsü, Abydos, sestos, Gargara ve Lamponia gibi antik kent kalıntıları dışında Kilitbahir, Babakale, Bozcaada, Seddülbahir Bigalı, Nara, Gelibolu Kaleleri, İntepe Çamlığı,Güzelyalı ile Mitoloji'de ilk güzellik yarışmasının yapıldığı Kazdağları en önemli tarihi ve turistik yerleridir.
ÇANAKKALE'YE NASIL ULAŞILIR?
Çanakkale ili'nin çevre illerle ulaşımı karayolu ile olmaktadır.Karayolu ile İstanbul-Çanakkale 310 km, Bursa - Çanakkale 260 km, İzmir - Çanakkale 320 km'dir.Şehir merkezindeki otobüs terminalinden günün her saatinde ilçelere otobüs ve minibüs seferleri yapılmaktadır. Gökçeada'ya yaz-kış Çanakkale'den ve Kabatepe'den gemi seferleri yapılmakta olup günübirlik dönüş imkanı bulunmaktadır. Bozcaada ile ulaşım Yükyeri İskelesinden yapılan gemi seferleri ile sağlanmaktadır.
YENİCE'NİN TARİHÇESİ
19. yüzyılın başlarında bir köy olarak kurulduğu bilinen ilçeye ilk yerleşenlerin Kınık Türklerinin Kızılkeçili boyundan geldikleri sanılmaktadır. İlçenin ilk sakinlerinin Asar dağının kuzey yamacına bakan bir bölgeye yerleşerek buraya İnceköy adını verdikleri bilinmektedir. Sonraları Yenice adını alan ilçenin Seyvan köyünde, hangi tarihi döneme ait olduğu bilinmeyen bir kale ile Asar dağı üzerinde bir kale yıkıntısı bulunmaktadır. 1936 yılına kadar Balıkesir ilinin Gönen ilçesine bağlı olan Yenice, bu tarihten sonra ilçe olarak Çanakkale’ye bağlandı.
Çanakkale ili'nin güneydoğusunda; doğuda ve güneyde Balıkesir ili kuzeyde Biga ve Çan ilçeleri, batıda Bayramiç ilçesi ile çevrilidir. Deniz seviyesinden 276. m yükseklikte olan yerleşim merkezinin kuzeyinde Güre Dağı ve güney batı yönünde yer ASAR dağı yükseklikleri 900 - 1000 m' yi bulur. İlçeye Hamdibey, Kalkım, Pazarköy beldesi bağlıdır.
Halkın temel uğraşı tarım çalışmalarıdır.Tahıl, baklagiller ve tütün yetiştirilir. Yörede yetiştirilen Agonya tütünü beğenilen bir tütün çeşididir. Bu nedenle üretimi önem kazanmıştır. Ayrıca fasulye, yeşil ve kırmızı biber, domates üretilen ilçede kurulu bulunan Yenice Gıda Sanayi (Y.GS) ve Davutköy Kalkınma Kooperatifi kuruluşu olan Ova Salça Fabrikasında bu ürünler işlenmektedir. Fenni kovanlarla arıcılık yapılmakta olup, bunlar ailelerin tüketimlerini karşılamaktadır.
İlçe Merkezi Çanakkale - Balıkesir arasında önemli bir durak yeridir. Çanakkale'ye 100 km. Balıkesir'e 113 km dir. Ava Turizminin önemli merkezlerinden birisi olmaya aday Yenice İlçemiz, her geçen gün yaban Domuzu avcılığında Seyahat Acentelerinin odak noktası haline gelmektedir.
|
|
|
|
KAZDAĞI(İDA)'NIN TARİHÇESİ
Efsaneler yurdu Anadolu' nun özü çok derinlerde olan söylencelerinden sadece biridir "ida". Troialı Priamos' un torunlarından kalan bir efsanedir günümüze ulaşanlar... bugün bile dolu dolu yaşanır dillerde, gönüllerde. İnsan düşüncesinde, Tanrı her zaman yücedir! Yüksek yerlerde aranır. Bu nedenle Antik Çağ' da büyük tanrıların hepsi dağ doruklarında ve yalçın kayalıklarda saygı görmüşlerdir. "Olympos" da başı dumanlarla kaplı "yüce dağ" anlamını taşır genelde. Anadolu' nun aynı şekilde adlandırılmış çok sayıdaki dağlarından biri de, Troas Olympos' u; ünlendiği adıyla İDA (KAZDAĞI) dır
İzmirli Şair Homeros' un ölümsüz dizelerinde kaynak olan Troia' nın (Hisarlık) 80 km. güneydoğusunda yeralan İda, 1767 m. lik rakımda bölgenin en önemli yükseltisi durumundadır. Destanlarda sık sık adı geçen Skamandros (Menderes Çayı), Aisepos (Gönen Çayı) ve Büyük İskender' in Doğu' nun egemeni Persler' e ilk yenilgiyi verdiği yer olan Granikos (Biga Çayı), Homeros' un deyişiyle hep "Bol pınarlı İda' dan alır suyunu..." Gerçeklerle efsaneleri birleştirerek yaşamak en büyük özelliğidir, Anadolu insanının. Bugün de, aynı hava solunur. çam ağaçlarının gölgesi altında yapılan "İda GÜzellik Yarışmalarında". Şimdileri bir kenara bırakıp "Yaşayan Efsane İda"ya dönelim yeniden.
Efsaneye göre Dağ, Çanakkale Boğazı'na adını veren Dardanos'un iki oğlundan biri olan Idaios'dan alır adını....
Bölgeye ana tanrıça Kybele Kültü'nü getiren de yine Idaios'tur.
İlk Doğu-Batı çekişmesi olan Troia Savaşları'yla başlar İda'nın hikayesi.
"Zeus iki atın çektiği arabasını, savaşları yakından gözlemek için İda'ya sürer.
Gelirler hayvanların anası bol kaynaklı İda'ya"
En büyük tanrının böyle yerini yurdunu bırakıp, ida'ya yerleşmesine neden, Troia Savaşları'nı yakından izlemek istemesidir, hiç kuşkusuz. Belli ki Troia Savaşları'nın önemidir bunun altında yatan. Ancak burada, Troia'da yaşanan korkunç çarpışmalar üzerinde değil; savaşların çıkmasındaki en belirgin etken üzerinde duralım: Mitolojiye göre Peleus'la Thetis'in tanrılar yurdu Olympos'ta kutlanan düğün töreni sırasında, kendisinin davet edilmeyişine sinirlenen Eris (Kötülük Tanrıçası), üzerinde "en güzel'e" yazılı bir altın elmayı atıverir ortaya; ardından da bir kavgadır başlar, "en güzel"lik iddiasındaki, tanrıçalar arasında. Olayın hakemliğini üstlenen Zeus, yaptığı ön eleme sonrasında, yarışmanın sonuçlandırılmasını İdalı Çoban Paris'e bırakır, nedense!
En güzel olduklarında iddialı olan üç tanrıça, Hera,Athenave Aphrodite, İdalı Çoban Paris'e giderler, Zeus'un hakem tayin ettiği. Çoban Paris, Troia Kralı Priamos'la Hakabe'nin küçük oğludur; aynı zamanda kardeşi, ünlü Hektor'un. Onu doğurmadan önce Kraliçe rüyasında kötü olaylar görür: Kendi karnından çıkan azgın bir alev, bütün Troia'yı sararak yakmaktadır. Önbilicilerin kötüye yorumladığı bu kâbus sonrasında doğan Paris, babası Priamos'un isteğiyle öldürülmek üzere ida'ya götürülür. Ama kıyamaz sarı saçlı Paris'e bakıcısı... O'nu İda'nın ıssız mağaralarından birine bırakır. Önceleri bir dişi ayı emzirir küçük Paris'i; daha sonra Çoban Agealos bulur O'nu ve kendi kulübesine götürür. İda'nın diğer çobanlarından daha güzel olmasıyla ayrılan Paris'e sürülere çok iyi baktığı için, "Aleksandros (Koruyucu)" adını takar arkadaşları.
Karşısında bulunca haberci tanrı Hermes'le birlikte üç güzeli Çoban Paris, şaşırır, donakalır. Sanki alın yazgısını bilirmişçesine, diğer tanrıçaların sunduğu dünya egemenliğini bir kenara iterek, elinde tuttuğu altın elmayı, uzatır kendine "ölümlülerin en güzeli, Spartalı Helen"i vaad eden tanrıça Aphrodite'ye. İlk güzellik yarışmasıdır, bu bilinen. Ve buna tanık olur bütün İda yaşayanları, su perilerinden orman cinlerine...
Seçici Çoban Paris'in verdiği kararda belki de, Aphrodite'nin önceden Troia'yla olan ilgisi de etkili olmuştur. Tanrıça, Troia krallık soyundan Assarakos'un oğlu yakışıklı Ankhises'i görür, birgün İda yamaçlarında sığırlarını otlatırken. Delikanlının güzelliğine kapılarak iner, İda'ya... Bir sarışın genç kız kılığıyla görünür Aphrodite Çoban Ankhises'e, onun gönlünü çalar; sevişmelerinin sonunda da, doğuracağı oğlanın Troialılara kral olacağını söyler. "Altın Elma"yı Aphrodite'ye vermesinde, Troia'yla olan yakınlığı kadar tanrıçanın güzel sarı saçları da etkilemiştir, Çoban Paris'i. Hellespontus'da Ege'ye boşalan Skamandros da en az İda kadar ün salar, Troas'ta... Bir gün İda'nın kuzey eteklerine yolu düşen Herakles, susuz kalır, yalvarır tanrılar babası Zeus'a susuzluğunu gidermesi için... Bulutları devşiren Tanrı da, bulunduğu yerde toprağı kazmasını bildirir Herakles'e. Herakles'in kazdığı kayalıklardan bir kaynak fışkırır, ardından da Skamandros (Xanthos- Kızılsu- Karamenderes) başlar kıvrımlar çizerek ovaya doğru akmaya... Kaynağı ile bugünkü döküldüğü yer arasındaki uzunluğu yaklaşık 140 km.yi bulan Skamandros'un suları, burada yıkanan kadınların saçlarını sarartırmış; güzellik katarmış güzelliklerine... Bütün Troas kızları zifaf gecesi öncesinde Skamandros'un kutsal sularında paklarlarmış bedenlerini. Tanrıça Aphrodite de bu sularda yıkanmış ve Çoban Paris'in önüne güzelliğini tamamlayıcı kızıl saçlarıyla çıkmış olmalıydı...
Strabon'un, gidip göremediği Herakles'in kazdığı yerle ilgili bazı anlatımlar vardır: "Akhileus ve Hektor arasında bir yarışma düzenlenir, dağın Kotylos Tepesi eteğinde. Her iki kahraman koşarak iki pınara ulaşırlar. Birinden sıcak su fışkırır ve üzerinden ateşten çıkıyormuşçasına bir duman tüter. Ötekinden ise, yaz gününde bile kar gibi soğuk bir su akar." Bugün de iki su gözesi kaynar yerden ak köpüklerini kabarta kabarta... Yan yanadır bunlar, biri buz gibi soğuk, diğeri aksine sıcak. Zamanla bu iki kaynak Evciler-Ayazma civarında tek bir gözede toplanır. Yine soğuktur suları, Skamandros'un. Töresine bağlıdır Anadolu toprağı, bu toprağın insanları... Bugün yine, Hıdırellez sabahlarında Skamandros'a girilir, şifa ve güzellik umularak...
İda ile ilgili efsaneler saymakla bitmez: dağın en önemli doruklarından birinde geçer Sarıkız efsanesi Sarı Kız Türkmenler'in bir hac yeridir bugün. Özde Skamandros'a inen en esrarlı efsanesidir Sarı Kız, İda'nın; şimdi de yaşanılan...
Efsanenin çok sayıdaki anlatımlarından biri Yörükler'e, diğeri Türkmenler (Tahtacılar)'e aittir: İlk anlatıma göre: Dağ'ın güney eteğinde yerleşik ailelerden birinin bir kız çocuğu doğar. Sarı saçlı bu kız, çocukluğundan itibaren olağanüstü bir güzellik gösterir. "Sarıkız" adını takar arkadaşları; peşine düşer köy delikanlıları; yüz bulamayınca, "çobanla sevişiyor" diye iftira atarlar O'na. Bunun üzerine, kızı kıskanan ve köylerine uğursuzluk geleceğine inanan köylüler, babasından Onu Dağ'a bırakmasını isterler. Gönlü razı olmasa da, SArıkız'ın babası Onu Dağ'a bırakır gözleri yaşlı... Issız dağ başında yapayalnızken Sarıkız, kendine kazları arkadaş edinir. Sonunda ayrılığa dayanamayan ana-baba, Sarıkız'ı aramaya koyulur. Kolay bulamazlar izini, yardım isterler taşlardan, kuşlardan... Kavuşurlar sevgili kızlarına, giderirler özlemlerini, gerçekle düş arası... Kızları büyümüş, dost edinmiştir yabanıl hayvanları, söz geçirir olmuştur onlara. su ister kızından abdest almak için yaşlı babası. Sarıkız daldırır elindeki kepçeyi dağın doruğundan ak köpüklü ege'ye ve almasıyla birlikte suyu, yok olur birden... Sarıkız'ın ailesini yine hüzünlü bir bekleyiş kaplar. dolaşır dururlar dağları. Babası, "Sarıkız" diye bağırdıkça, yankılanır dağlar "Baba" diye... Bu yüzden adını Sarıkız'ın kazlarından alan Dağ'ın bir doruğuna "Sarıkız" diğerine "Baba" denilmiştir.
Efsanenin Trükmenler arasındaki anlatımı daha da ilginçtir: Sarıkız, Hz. Ali ile Hz. Fatıma'nın kızıdır. Kan Kalesi'nin fethi sırasında, Kale burcundan bakan kral kızı gönül verir, Hz. Ali'ye. Bu sırada "-iki oğlumuz var; bir de güzel kızımız olsaydı" der eşi Hz Fatıma. Bunun üzerine Hz. Ali, "-istediğin kızı git, Kâbe'de bulursun" cevabını verir. İşte o an kendini kucağındaki kız çocuğu ile Kâbe'de bulur Hz. Fatıma. Onu yetiştirip bakması için dostu Selman-ı Pak (Farisi)'a emanet eder Hz. Ali. Selman-ı Pak kızı İda'ya getirir. burada büyütür gözlerden uzak... Büyüdüğünde çok güzel bir genç kız olan Sarıkız'a aşık olmaktan da kendini alamaz, Selman-ı Pak. Ancak Sarıkız genç ve güzel, kendisi ise oldukça yaşlıdır. Tanrıya yakarır, dualar eder, kendisine gençlik ve güzellik vermesi için. Sonunda Tanrı dileğini kabul eder, O'nu yakışıklı bir delikanlı haline dönüştürür. Ancak Selman-ı Pak Sarıkız'a tam kavuşacağı sırada birden kaybolur Sarıkız, Selman da eski yaşlı haline dönüverir. Bir başka anlatıma göre de, Selman sadece bir kez Sarıkız'la kucaklaşır , ardından da ikisi birden kaybolurlar.
İda'nın en önemli efsaneleri olan Çoban Paris ve Sarıkız mitosları benzer motif özellikleri yansıtmaktadır. Her ikisinde de ailenin başına bela getireceğine inanılan küçük çocuklar İda'ya bırakılır ve vahşi hayvanlar tarafından büyütülür. Her iki efsanenin de kahramanları doğanın verdiği üstün güzelliklere sahiptir. Bu güzellikler İda'ya bağlı olarak dile getirilir anlatımlarda. Tanrıça Aphrodite'nin Skamandros'ta yıkanıp saçlarını kızıllaştırması, Dağ'a bırakılan kızın sonradan "Sarıkız" adını alması yine benzer motiflerdir. İda'nın çevresindekilere ve bağrında yaşattıklarına güzellikler bağışlamasına bir başka efsanede de tanık olmaktayız: Troia Kralı Tros'un üç oğlundan biri olan Ganymed'in güzelliğine hiçbir diyecek yoktur. Onu, İda'nın yamaçlarında sürülerini otlatırken gören Zeus, güzelliği karşısında çaresiz kalır. Tanrılığına bakmadan giriverir bir ulu kartal biçimine, pençelerine alıp kaçırmak için Ganymed'i; Olympos'a tanrılar sofrasına şarap sunucusu yapar Troas'ın güzel delikanlısını.
İda, sadece ölümler ve tanrılara güzellik bağışlamakla da kalmaz. Yemyeşil çimenlerini tanrılara kokulu bir yatak olarak serer kutsal "Hieros-Gamos"da: Gargaros doruğunda yaşanır Zeus'la Hera'nın ilk kutsal evlilik törenleri, yasak aşkları sayılmazsa. Olayın Anadolu'da İda'nın Gargaros Tepesi'nde geçmiş olması bu vahşi doğa harikası beldenin önemini bir başka açıdan ortaya koymaktadır. Bugün de bir gizemli hava solunur yalçın kayalıklar üzerinde yükselen sisli doruklarında İda'nın... Sevgililer dolaşır elele, çam ağaçlarının koyu gölgelerinde. Aşklar doğar, yeşerir kır çiçeklerinin her açılışında, kekik kokan yamaçlarda...Asırlar sonra İda'nın efsanevi perdesi aralanır. 1974'te Çanakkale Kültür ve Turizm Derneği Başkanı H. Uluarslan'ın kişisel çabalarıyla ilk "İda Güzellik Yarışması" düzenlenir. İlginç bir rastlantı, yine mitoloji rüzgârları eser Evciler-Ayazma'da ve üç köylü güzeli yarışır. Yarışmalar tekrarlanır geçen yıllarda... Bunların 14.sü düzenlenir 15 Ağustos 1996'da. Güzeller sıralanır. fidan boylu. Efsaneye uygun olarak Çoban Paris seçer dünyanın "en güzel" kızını. Elindeki "altın elma"yı sunar. Ardından alıp götürür başı dumanlı İda'nın doruklarına.
Yarışmalar onca çabaya karşın henüz kurtulamamıştır yöresel olmaktan, bir türlü anlatılamamıştır doğal güzelliklerine dayalı yörenin tarihi ve turistik zenginlikleri... Bu nedenle "Kazdağı (İda) Güzellik Yarışması" nı özet de olsa; tanıtma amaç edinilmiştir yazımızda. Bayramiç, Çanakkale'ye 75 km.lik asfalt bir yolla bağlıdır. Buradan İda'ya ulaşabilmek için 25 km.lik bakımlı yolla Evciler'e, ardından da mitolojik olayların yaşandığı doğa harikası Ayazma'ya uzanılır. Hafta sonu tatiline gelen bir kaç yabancı dışında, bugüne kadar daha çok yerli halkın yararlandığı Ayazma orman-içi piknik ve dinlenme yeri, son zamanlarda canlılık kazanmıştır. Homeros'un dizelerine konu olan olayların geçtiği mekân, bugün aynı güzelliklerle karşımızda durmaktadır.
Karpuz çatlatan kaynaklar, kuşnameleriyle bütünleşen su sesleri, kent gürültüsünden uzak huzurlu bir ortam sunar ziyaretçilerine. 5m.lik şelalenin verdiği serinlik yaz sıcağını unuttururken, mutluluk yudumlanır şifalı kaynaklardan... Barındırdığı yabanıl hayvanlarla av mevsimlerinde heyecan yaşatır meraklılarına. (Bu bölge Yaban Hayatı Koruma Sahasına girmektedir ve avlanmak 12 ay yasaktır.)Ayazma sadece sunduğu bu tarihi doğal atmosferle yetinmez, nefis alabalıklarıyla da tatlandırır ziyaretçilerinin damaklarını. Bölgede yetiştirilen elma, erik ve şeftali gibi meyveler bir başka tat katar yabanıl güzelliklere. Ayazma'nın tek eksiği turizm yapılanmasının ve konaklama tesislerinin olmayışıdır. Özel araçlarla ve günübirlik gezilerle ziyaret edilebilir. Yörede konaklayabilecek yer bulanlar çok yakındaki Külcüler Ilıcası'na uğrayıp, şifalı çamur banyosundan ve çeşitli rahatsızlıklara iyi gelen kaplıcadan da yararlanabilirler. Bayramiç Belediyesi'nin "Kazdağı (İda) Güzellik Yarışması"nın daha canlı hale getirilmesi ve yörenin turizm etkinliklerinin arttırılması konusunda yaptığı girişimler, kayda değer çalışmalardır.
Türkmenler başta olmak üzere bir çok kişi tarafından ziyaret edilen Sarıkız Tepesinin yörede ayrı bir yeri ve önemi vardır. Türkmenlere göre Sarıkız kutludur. Onu ziyaret edenlere "nefes evladı" denir. Özellikle 18-25 Ağustos tarihleri arasında Sarıkız'ı ziyaret edenler, dua ederek günahlarından bağışlanırlar. Bir yerde bu tören kutsal hac anlamına gelir onlar için. Baba Tepesi'ndeki "Ebi zemzem" suyundan içilir; Sarıkız, Cılbak Baba ve 40 Evliyalar Hayırları yapılır, yatan-oturan namazları kılınır; ancak yine de tam bilinmez Sarıkız törenlerinde neler yapıldığı...
İda'nın güzellikleri anlatmakla bitmez, o'nu Ağustos'un yakar sıcağında yaşamak gerekir, ulu çam ağaçlarının serinliğinde...
(Kaynak1: Prof. Dr. Cevat Başaran)
(Kaynak2: www.evciler.com
|
|
|
|
|
necdetgokhan@kalkimbelediyesi.com
Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın
|
|